trarenderu

Naif insan, Prof. Dr. Sezgin Güvel...

 
Naif insan,

Prof. Dr. Sezgin Güvel...

Böylesine naif bir insan nasıl anlatılır, nereden başlanır ki, bilemiyorum. Üstatlarımızdan birisi kalkıp da, kalabalık bir topluluğun içerisinde Mehmet Baltacı'nın özelliklerini onda görüyorum dediği anda artık hiçbir şeyi konuşmaya gerek kalmamıştı. Kelime anlamı daha çok içinde art niyet barındırmayan ve nezaketli insanlar için kullanılan bir sıfat olan naif kelimesini hakeden, içinde bulunduğumuz zaman diliminde özellikle kişisel hırs ve egoların tavan yaptığı bir dönemde egodan arındırılmış yüce insan. Varlığı daim olsun. Beni, seni desek neyse, Sezgin Hocam'ı tanıyıp da sevmeyen var mıdır? Tanımayıp da sevmeyenler bile memleketim de çoktur. Onu tanımayıp da sevmeyen azdır.

Şimdi koca sayfa yazacağım. Ara Güler ustanın anlatımıyla, her şeyin kültüre dayandığı günümüzde boş bir sergi düşünürsek, tek bir çizgi çekerek bölücülük demek, bir tek duvar örmek insanları ikiye bölmektir. Yani böyle şeyler vardır dünyada. Ve bütün bunların yanı sıra, yazacağım da boş bir sayfa bıraksam, ortasına Sezgin ağabeyimin fotoğrafını koysam üzerine bir de sadece "Güzel insan, adam gibi adam." yazsam... Ne kadar haklı olduğumu bilirler. Aynen öyle: "Adam gibi adam, güzel insan." Hem mesleğinde, hem sanat yaşamında güzel insan. Profesör olması, kendi alanında parmakla gösterilen bir cerrah olması, iyi bir aile babası ve mütevazi bir yaşamı olması değerlerine değer katıyor. Eşi Funda Hanım ve dünyalar tatlısı oğulları Kaan ile birçoklarında gördüğümüz kibir ve egodan arındırılmış bir yaşam tarzı ile örnek olmaya devam ediyorlar. Hocamın söylediği iyi bir iş ve iyi bir eş tanı-mıyla harmanlanmış örnek bir yuva.

63 Adana doğumlu Sezgin Güvel Hocam. Fotoğrafa yaklaşık 20 yıl önce mecburi hizmet için gittiği Trabzon'da Trabzon Fotoğraf Derneği (Foto Forum) kursları ile başlamış. O yıldan bu yana birçok ulusal ve uluslarası yarışmada çeşitli ödül ve madalyaların sahibi olmuş. Bu ödüllerle 2007 yılında Dünya Fotoğraf Sanatı Federasyonu FIAP tarafından AFIAP ünvanı ile onurlandırılmış. Bütün bunların yanı sıra Türkiye'nin en prestijli yarışmalarından birisi olan "Altın Kamera" yarışmasını 5 kez kazanarak, heykelciğin sahibi olmuş.

Tıp cerrahı olan Güvel, hâlen Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi'nde görev yapmakta. "Yaşama karşı söylemek istediklerimi fotoğraflarımla anlatmaya çalışıyorum." diyerek aslında fotoğrafın hayatında ne kadar yer kapladığını gösteriyor. Her şeyden önce fotoğraf makinesi ve/veya fotoğraf kitlelere ulaşmada çok kolay bir araç. Elinizde fotoğraf makinesini gören hemen: "Gazeteci misiniz?" diyor. "Hayır." deyince, "O halde ne yapacaksınız bunları niye çekiyorsunuz"lar başlıyor. Kendinizi anlatıyorsunuz. Siz kendinizi ne kadar anlatırsanız o da dünyasını o kadar açıyor. Böylece fotoğraflarını çektiğiniz kişilerin bir parçası olabiliyorsunuz. Bir yandan fotoğraf çekip bir yandan yaşayarak öğreniyorsunuz yaşamları ve olayları.

Doktorluk ve fotoğrafçılık ilk bakışta çok farklı iki alan gibi görünse de aslında ikisinin de ortak noktası "insan". Her şeyden önce "insan sevgisi" olmadan iyi hekimlik de iyi fotoğraf da mümkün olmuyor. Hekimlik yaparken her aşamada hastanızın ruh halini, duygularını göz önünde bulundurmak zorundasınız: Onu dinlerken, muayene ederken, tanınızı söylerken, tedavi ve takibini yaparken... Bu okulda öğretilen bir şey değil aslında. Yıllar içerisinde en etkili iletişimi sağlamak için kendinize özgü yöntemler geliştirirsiniz. Bu başarılı tedavinin gerekliliklerinden biridir de. Dolayısı ile hekimlerin yıllar içinde insan, "insan ruhu" üzerine elde ettikleri deneyimleri hiç şüphesiz diğer sanat dallarında olduğu gibi fotoğrafçılık için de bir avantajdır aslında. Çünkü iyi fotoğraf için karşınızdaki kişinin duygularını önemsemek, hissetmek ve O'nun, "o an"ın duygusunu doğru yansıtmak zorundasınız.

Başlangıçta amacım sadece gezdiğim, gördüğüm yerleri, güzel bir çiçeği, bir insanı fotoğraflamak, yani anları kaydetmekti. Bir süre sonra neden bu çektiklerimi çevremdekiler de görmesin diye düşünmeye başladım. Uzun süre gezi fotoğrafları çektim. Bunlarla ilgili gösteriler hazırladım ve bunları çeşitli dergilerde değerlendirme yoluna gittim. Ama son yıllarda değişim sağlayabilecek projeler için çalışıyorum. Ahmet Yakar arkadaşımla hazırladığım "Dökümhanede" isimli sergi ve katalog çalışmam bunlardan birisi. Ciddi ses getiren bir projeydi. Şimdilerde Arka Plan Atölyemizde arkadaşlarıma ilk sunumunu yaptığı "Zamansız Mekanlar" ve geçmişten günümüze "Yaşama Dair" Sezgin Hocam'ın önemli gösterileri.

Sezgin Hocam ülkemizin en prestijli yarışmalarından olan ve yılda sadece bir kişiye verilen Yunus Nadi Ödülünü, hem de iki kez alan tek, yüce insan. Yunus Nadi Ödülü diğerlerinden farklı olsa gerek diye bir soru başlangıcını gördüm bir yazısında, olduğu gibi aktarıyorum. Benim işyerimdeki odamın duvarında 1994 yılında bu ödülü alan Adana'da Vahap Akşen'in fotoğrafı asılıdır. Yıllardır hergün bu fotoğrafa gururla bakarım ve herkese gururla gösteririm. Hem Vahap Ağabey'in fotoğrafı hem de Yunus Nadi Ödüllü bir fotoğraf olduğu için bu fotoğraf benim için değerlidir. Bu ödüle sahip olmayı kısa bir süre öncesine kadar hayal etmemiştim. Sonuçta şimdiye kadar aldığım ödüllerden ayrı bir yere koyduğum ödül bu. Yunus Nadi gazetecilikle önce "Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın" sözcülüğünü üstlenmiş, Cumhuriyetin ilanından sonra hem milletvekili hem de gazeteci olarak Cumhuriyetin korunması yolunda mücadele vermiş bir insan. Onun adını taşıyan bu ödüller 1946 yılından beri değişik dallarda veriliyor. 2002 yılından bu yana fotoğraf dalında ödül verilmemişti. Fotoğraf dalında uzun bir aradan sonra verilen ödülün sahibi olmaktan gurur duyduğumu söyleyebilirim. Bu ünvana, sahip olmanın, önemli bir sorumluluk yüklediğini düşünüyorum. O da daha iyisini üretme gerekliliği.

Kıymetli dostlar çok az yetişen böyle önemli değerlerin, tanımaktan onur duyacağım böyle isimlerin hepimizin bir anda hayatına yön verip zor zamanda abluka yardırıp çıkartacağı kesin. Kıymetli abimi tanımanın mutluluğu, her daim yanımda olacağını bilmenin gücü ise çok farklı bir keyif. Her daim her platformda yanımda olan abimin yakın zamanda birçok projeyle karşımıza çıkacağını bilmenin sevinci de benim ve fotoğraf camiasının heyecanını katlıyor. Ayrıca daha çok kısa bir süre öncesinde atölye çalışmalarımda final zamanı küratörlük görevini gerçek anlamda kabul edip, sergimizi hazırlayıp, seçicilik yapıp hatta ve hatta elleriyle sergimizi asması ise bizlere ayrı bir gurur kaynağı. Gerçek küratör nedir? Nasıl olmalıdır? Sadece fotoğraf seçmeyle küratör olunur mu? Sorularınıda bir kez daha atölye arkadaşlarımıza öğretti. Yoksa hadi bir sergi var, hadi sen de gel sergide, olmayan sanat eğitiminle, iki fotoğraf seç demeyle olmuyor bu işler. Küratör nediri bir arattırdığınızda ortaya çıkan sonuç: "Çağdaş sanat bağlamında küratör, sergi düzenleyicisi anlamında kullanılır. Bu anlamda küratörler, bir koleksiyonu arzuladıkları bir etkiyi yaratmak amacıyla düzenlerler. Serbest küratörler (freelance curator) ise herhangi bir galeri veya müze adına çalışmayan, çağdaş sanatta nispeten yeni ortaya çıkmış kişilerdir." İsviçreli Harald Szeemann bu tür küratörlere verilebilecek örneklerdendir. Günümüzde, sanat kurumları, karşılarına çıkan finansal konulardan teknolojiyle ilgili uygulamalara kadar birçok sorun karşısında küratörlerin rolünü tekrar gözden geçirmek durumunda kalmışlardır. Bunun sonuçlarından birisi ABD ve İngiltere gibi ülkelerdeki üniversitelerde verilen küratörlük uygulamaları dersleridir. Bağımsız küratörler kendi özel yöntemleriyle sergiler oluşturmaları için veya ortak çalışma amacıyla galeri ve müzelerce davet edilebilmektedirler. Uzun lafın kısası yani bu saatten sonra konumunuza, geçici makamlarınıza baktığımızda insanlara yutturmaya çalışmayın. Anlamını bilmiyorsanız da kullanmayın veya bilene danışın.

Sevgiyle kalın...

19.01.2016/Adana

Read 1959 times